Bahanemiz kalmadı

From our good friends at occuprint.org

YA ŞIMDI YA HIÇ

Ya Wall Street’te veya ülkenin çeşitli kentlerinin finans muhitlerinde gerçekleşen kalkışmalarda yerini alırsın ya da kendini tarihin yanlış tarafında buluverirsin.

Ya insanlığın devamını sağlayan ekosistemi büyük bir hızla yok eden Wall Street’in hırsız sınıfının karşısına dikilir, elimizde kalan tek silaha, sivil itaatsizliğe başvurursun, ya da eylemsizliği seçip bu şeytanlığın işbirlikçiliğini yaparsın. Ya isyanın sarhoş eden aromasını tadarsın, ya da umutsuzluğun ve kayıtsızlığın zehrinde boğulursun. Ya isyankar olursun, ya da köle.

Seçimini yap. Ama acele et. Devlet ve holdingler kalkışmayı paramparça etmekte kararlı. Senin karar vermeni bekleyecek değiller. Aksine, hareketin salgın gibi yayılmasından ölesiye korkuyorlar.

Motorsikletli polislerden oluşan muhafız alaylarıyla, dizi dizi gözaltı arabalarıyla, caddeye açılan her sokağa kurulan metal bariyerlerle korunan Wall Street’in takım elbiselileri, senden çaldıkları paralarla kumar oynuyor, piyasayı speküle ediyorlar. Duvarların ötesindeki dünyada ise işler bambaşka; Amerika’daki her dört çocuktan biri hayatta kalabilmek için yemek kuponlarına bağımlı yaşıyor.

Onyedinci yüzyılda ise spekülasyon suç sayılıyordu. Cezası darağacıydı. O gün darağacı gölgesinde yaşayanlar, bugün devleti ve finansal pazarları yönetiyorlar. Havamızı kirleten yalanlarını yaymakla meşguller. Yozlaşma ve hırsızlığın salgın hastalık gibi yayılışını, düzenin her seferinde sana çelme takmayı başardığını,  holdinglerin küçük oligarşik sınıflarını gittikçe sağlamlaştırırken, siyatçilerden, hakimlerden ve gazeticilerden oluşan dalkavuk takımlarını korunaklı ufak Versay’larda beslediğini, bütün bunlar olurken altı milyon kişinin evsiz kaldığını, her yıl bir milyon kişinin sağlık giderlerini karşılayamayıp iflas bayrağı çektiğini, 45.000’inin sağlık hizmetlerine erişemediği için öldüğünü, işsizlik oranının gerçekte yüzde 20’lere fırladığını, öğrenciler de dahil olmak üzere pek çok vatandaşın borç içinde, geleceği olmayan işlerde ömür tükettiğini senden daha iyi biliyorlar. Dünyanın umuttan yoksun bırakılmış, efendiler ile kölelerinin ilişkisi üzerine kurulu bir oyuna dönüştüğünün farkındalar.

Holdingler yalnızca daha fazlasını istemeyi bilirler. Sosyal güvenlikten eğitime, vergi mükelleflerince karşılanan her türlü sosyal hizmeti yürürlükten kaldırtmak için amansız bir uğraş veriyorlar, zira bu hizmetler için harcanan paralara da göz dikmiş vaziyetteler. Bırakın hastalar ölsün, fakirler açlık içinde yaşasın, işsizler çürüyedursun, aileler ise evlerinden kapı dışarı edilsin. İster kentli ister köylü, çocuklar yalnızca sefalet ve korku içinde yaşamayı bellesinler, mahsuru yok. Öğrenciler okullarından mezun olunca iş bulmak bir yana, iş bulma ümidine bile kapılmasınlar, kime ne. Hapishaneler öyle büyüsün ki bütün muhalifleri bir lokmada yutsun. Bırakın işkence devam etsin. Öğretmenler, polisler, işçiler, itfayeciler, postacılar işsizlerin saflarına katılsa ne çıkar. Yollar, köprüler, barajlar, elektrik şebekeleri, tren yolları, metrolar, otobüsler, okullar ve kütüphaneler çürüsün, kapatılsın. Gezegen ısınsın, saçma sapan meteoroloji olayları, kasırgalar, kıtlıklar, seller artsın, buzullar erisin, içme suları bozulsun. Ta ki gezegendeki bütün türler yok olana dek.

Eğer yüzde 1’lik kesimden yakanı sıyıramazsan, çok yakında canına kast edecekler. Yalnızca seni öldürmekle kalmayacak, yaşadığın ekosistemi mahvedip çocuklarının, hatta torunlarının da geleceğini karartacaklar. Karar vermelisin, ya ayağa kalkacak ve holding-devlet işbirliğini akl-ı selim namına dinamitleyeceksin, böylelikle piyasaların insan davranışlarına yön vermesi gerekliliğini ileri süren absürt düşünceden de kurtulmuş olacağız, ya da yaka paça kendi kıyametimize sürükleneceğiz.

Wall Street’i kuşatan sokaklarda olup bitenler, insanlığın umudunun ete kemiğe bürünmesidir. İnsanlar umut edebilmenin bir bedeli olduğunu biliyorlar, karşılığında yapılacakların hiçbiri kolay veya konforlu değil. Bilakis, umut etmenin gereksinimlerinin özveri, sıkıntılara göğüs gerebilme kudreti ve inanç olduğunun farkındalar. Her gece betonun üzerinde uyuyorlar. Üstleri başları toz toprak, kir içinde. Korkuyu tattılar, dövüldüler, gözaltına alındılar, biber gazıyla kör edildiler. Göz yaşı döktüler, birbirlerini kucakladılar, güldüler, şarkılar söylediler, toplantılarda upuzun konuşmalar yaptılar. Ağızlarından düşmeyen sloganların etraflarında yükselen iş merkezlerine ulaştığını gördüler; yükseklerden kendilerini izleyen bir kişiyi bile etkilemenin, aklına bir soru işareti düşürmenin bile zaferle eş anlamlı olduğunu fark ettiler. Kararlılıklarını korudukları ve mevzilerini savundukları sürece bu düzenin sonunu müjdelemeye devam edecekler. Yaşamın anlamını buldular. Onlar, en iyilerimiz.


Çeviri: Doğu Eroğlu
Çeviri Editörü: G. Dora Göksal

Bu makale de mevcuttur: İngilizce, Fransızca, İspanyolca, Arapça, Rumence

Yazar Hakkında:

. Follow him on Twitter / Facebook.