Evlerimizden atılıp sokağa itildik


Warning: Illegal string offset 'single_featured_image' in /home/oocupied/public_html/site/wp-content/themes/confidence/content-single.php on line 71

Ben Crown Heights’ta yaşayan 27 yaşında bir gazeteciyim. Meslek prensibi olarak, örgütleri veya hareketleri içselleştirmem. Objektif olmak durumundayım. Hikayenin tümünü yakalamalıyım. Olaya tüm açılardan bakabilmeliyim. Hiçbir kişisel bağlantının yapacağım işi etkilemesine izin vermemeliyim. Yargılarda bulunmamalıyım (O işi reklam departmanlarına bıraktık!). Yargılarda bulunmak, bizler için, karanlık tarafa geçmek demektir.

Bütün bunlara rağmen, Wall Street İşgali hareketine olan bağlılığımı ilan ediyorum.

28 Eylül Çarşamba sabahı Wisconsin’deki Brüksel kasabasından yola çıktım. Tipik bir Orta Batı kasabasıdır; yüzlerle ifade edilen nüfus, bir tane benzin istasyonu, bir kaç kilise ve bir sürü de bar. Annem ve üvey babam orada yaşıyorlar. Yanlarına, evlerinden taşınmalarına yardımcı olmak için gitmiştim.

Aslında artık bir evleri olduğu pek söylenemez. Eski evlerinin yeni sahibi Freddie Mac. Bank of America ile birlikte annemi ve üvey babamı kapı dışarı ettiler.

O ev yüz yıldan fazla bir süredir üvey babamın ailesine aitti. Üvey babam bundan yaklaşık 10 yıl kadar önce annemle birlikte evi yeniden tasarlamıştı. Evin, benim ve kız kardeşimin ileride çocuklarımızla birlikte onları ziyarete gittiğimizde kalabileceğimiz sayıda odası olması için yapılmıştı tüm bu değişiklikler. Bu hayaller artık geçerliliğini yitirdi.

Durumu tümüyle sindirebilmem oldukça zor. Bütün odalar boşaltılana ve eşyalar kolilere yerleştirilene kadar da durumun gerçekliğini sindirebileceğimi zannetmiyorum.

Yaşanan şey oldukça sert ve kulağa hiç de adil gelmiyor. Mali kurtarma kapsamında Bank of America hükümetten zaten 100 milyar dolar almamış mıydı? 2010 yılındaki 4.4 milyar dolar kârlarına ek olarak bir de IRS’ten 1.9 milyar dolarlık bir vergi iadesi gelmemiş miydi? Kredileri alanlar iflas edecektiyse sayısız yüksek riskli kredi dağıtan ve hükümetçe finanse edilen Freddie Mac gibi kuruluşlarca koruma altına alınan Bank of America niçin hükümetçe kurtarıldı? Durum size mantıklı geliyor mu?

2010 yılının Ocak ayında New York’a taşındım ve giderek kötüleşen ekonomik krize rağmen Thomson Reuters’ta bir stajyerlik ayarlamayı başardım. Aslen ücretsiz stajyerlik olarak tasarlanan pozisyon için bana saatlik ödeme yapmaları için şirketi ikna etmeyi becerdim. Haftalık 20 saat olan anlaşmamız zaman içerisinde tam zamanlı hale geldi. Yaz geldiğinde ise bana maaşlı bir pozisyon teklif etmeye karar verdiler. Çok mutluydum.

Aynı hisler yaptığım iş için ise geçerli değildi. Her şeyden önce, yaptığım işin gazetecilikle alakası yoktu. Düzenli olarak şirket için bültenler hazırlıyordum. Thomson Reuters çalışanı veya bir bankada yönetici değilseniz yazdığım bültenleri hiçbir zaman okumamışsınız demektir. İkincisi, kendimi iyi bir iş yapıyormuşum gibi hissetmiyordum. Şirketin tüm dünyadaki finans pazarlarını takip ederek brokerlar ve milyonerlere bilgi veren küresel borsa ağı için bir bülten çıkartıyordum.

Müşterilerimiz dünyanın en güçlü insanlarıydılar.

Acı çekenleri rahatlat. Rahatlara acı çektir. Bir gazetecinin yapmaya can attığı şey işte budur. Peki ya ben? Ben rahatları daha da rahatlatıyordum.

Ekonomist Edward Wolff’un çalışması gösteriyor ki, 2007 yılı itibarıyla en tepedeki %1’lik kesim, ABD’deki edinilmiş servetin %34.6’sına sahip. Yine Wolff’a göre, gelir dağılımı bu tepedeki %1 içinde de adaletli değil, %1’lik kesimin sahip olduğu servetin çok büyük bir kısmı %0,1’lik kesimde toplanıyor. Bu küçücük kesimi ise finansçılar ve banka sektöründeki sermayedarlar oluşturuyor.

Bu durum beni rahatsız etti. Hem de çok. Yaptığım işin prensiplerime aykırı olduğunu fark etmemle birlikte sağlığım bozulmaya başladı. Depresif bir ruh haline büründüm. Daha az yemek yer oldum. Uykularım ise düzensizleşti. Eskisine göre iki kat daha fazla içki içer oldum.

En sonunda Ağustos ayında işten ayrıldım. O günden beri serbest çalışıyorum. Şimdiye kadar her şey çok güzel geçti. Evet, beş parasız olabilirim ama yine de her şey çok güzel.

Arizona’dayken ABD-Meksika sınır sorunlarıyla ilgili yazılar yazardım, güney Meksika’da da bir süre göçmen işçiler konusunu işlemiştim. New York’ta ise polis şiddetine yoğunlaştım. Finans veya ulusal siyaset hakkında yazmak aklımın ucundan bile geçmedi. Ülkenin içinden geçtiği ekonomik krize değinmek dahi istemedim.

Ama günün birinde Freddie Mac ve Bank of America annemi evinden attı.

İşte buradayım. Adanmış halde. Diyaloğa. Harekete. Akranım genç kadın ve erkeklerin Liberty Plaza’da kamp kurup adına “Devrim” dedikleri şeye.

Arkadaşlarım şimdiden aklımı kaçırdığımı söylemeye başladılar. Onlara göre Wall Street İşgali bir avuç pis, işsiz veletin başının altından çıkan, ne talep edildiği bile belli olmayan, öylesine davul çalıp polislere diklendikleri bir şamata. Ama benim gördüğüm bu değil.

Hareket, neyle mücadele ettiğinin son derece bilincinde. 46 milyon Amerikalı’yı sefalet içinde yaşamaya mahkum eden akıl almaz derecedeki adaletsiz gelir dağılımıyla savaşıyorlar (46 milyon rakamının devlet tarafından oluşturulduğunun, yıllık 19.000$ kazanan bir ailenin devletçe yoksul sayılmadığını belirtmek isterim). Wall Street’in ve Capitol Hill’in (ABD Kongre Binası) birbiriyle aynı şey olduğu gerçeğiyle savaşıyorlar. Tüm kuvvetleriyle Amerikan orta sınıfının yok oluşuna karşı savaşıyorlar. Basitçe ifade etmek gerekirse, aç gözlülükle savaşıyorlar.

Bunun yeni bir durum olduğunu söyleyebilirim. Organizasyonun henüz kimilerinin olmasını arzu ettiği noktada olmadığı açık. Talepler ise henüz netleştirilebilmiş değil.

Fakat İşgal daha ikinci haftasında ve kimsenin hayal edemeyeceği bir hızla ivme kazanıyor. Küçük meydanda toplanan kalabalıkların sayısı gittikçe artıyor. Dönüşümlü kurulan yataklar meydanın batısında yer alıyor. Protesto afişleri ise meydanın kuzeyinde kalıyor. En son haberler ise birinin meydanın doğu kısmında bir kütüphane oluşturduğu yönünde.

Olaylar artık dünyanın geri kalanında da ilgi görmeye başladı. Orada bulunmak isteyip de gelemeyenler gönderdikleri yiyecek ve bağışlarla işgale destek veriyorlar. Gönüllü doktorlar sağlık merkezinin yönetimini aldılar. Tutuklanan göstericilere ise avukatlar danışmanlık yapıyor. Seçilmiş yöneticiler, müzisyenler ve pek çok tanıdık sima protestocuların arasına karışıp onlardan biri olduklarını göstermeye çalışıyorlar. Olaylar gelişmeye devam ediyor.

Eğer New Yorklu iseniz ve henüz Liberty Plaza’ya uğramadıysanız hemen şimdi oraya gidin. Muazzam bir olay cereyan etmekte. Yaşattığı heyecan, eşduyum ve topluluğun mutlak birlikteliği… Ne zaman aralarında bulunsam göz yaşlarıma hakim olmak için kendimi zorluyorum. Kötü şeyler iyi insanların başına geldiği için oradalar. Annem için oradalar.

Bu hafta New York’a döndüğümde ben de orada olacağım.


Çeviri: Doğu Eroğlu
Çeviri Editörü: Ayşe Cankız Çevik

Bu makale de mevcuttur: İspanyolca


Warning: Illegal string offset 'author_box' in /home/oocupied/public_html/site/wp-content/themes/confidence/content-single.php on line 95