Hukukun Üstünlüğüne Karşı Düzenin Güçleri

UNAFRAID: Despite 700+ arrests on the Brooklyn Bridge on Oct. 1, crowds surged in the following days. PHOTO: Adrian Kinloch
KORKMUYORLAR: 1 Ekim’de Brooklyn Köprüsü’nde 700’den fazla kişinin tutuklanmasına rağmen, kalabalıklar artıyor. FOTOĞRAF: Adrian Kinloch

Wall Street İşgali’nin, gösterilerini şiddet içermeyen bir biçimde sürdürmedeki ısrarı, New York Polis Teşkilatı’nın düzeni koruma saplantısı ile durmaksızın çatışmaya devam ediyor; bu çatışma yüzlerce sebepsiz tutuklamaya ve toplanma ile ifade özgürlüğü gibi temel insan hakkı ihlalleri biçiminde somutlaşıyor.

Dünya Ticaret Örgütü’ne karşı Seattle’de gerçekleşen devasa eylemlerden önce, gösterilere yapılan polis müdahalesi, münferit polis taşkınlıkları ile sona eren üstünkörü bir meseleydi. Seattle tecrüblerinden sonra ise, polis teşkilatları, giderek büyüyen ve militanlaşan gösterilerin ve daha da önemlisi, sayıları git gide artan doğrudan ve eşgüdümlü hareketlerin altından nasıl kalkacağını yeniden düşünmeye başladılar. Anayasal hakları pek de önemsemeyen kolluk kuvvetleri iki yöntemden birini, bazen de ikisini birden uygulamaya koydu.

Bu yöntemlerden ilki, doğrudan eylem hareketlerine stratejik baskı uygulanmasıydı. Miami Polisi’nin 2003’te gerçekleşen Latin Amerika Serbest Ticaret Antlaşması (Free Trade Agreement of Americas) protestolarına karşı sergilediği sert müdahale ile başlayarak, birçok alışveriş merkezi güvenlik kameralı sistemlerle donatıldı; eylemlerden önce ajan provokatörler ile kara propagandalar kullanıldı. Bunları, büyük işten çıkarmalar, “daha az öldürücü” silahlar ile eylem taleplerine kısıtlamalar ve izole edilmiş “protesto alanları”nın açılması gibi bir dizi gelişme takip etti.

2004′te New York’ta düzenlenen Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi sırasında da benzer sorunlar baş gösterdi. Göstericilerin Central Park’ta ya da diğer gelenekselleşmiş eylem alanlarında toplanma talepleri reddedildi, barışçıl ve izinli gösteri için ön görülenden çok daha ağır önlemler alındı. Önlem olarak toplantıdan önce binlerce tutuklama gerçekleştiyse de, suçlamaların tamamı daha sonra Manhattan Bölge Savcılığı’nca geri çekildi.

Eylemleri bastırmada kullanılan diğer bir yöntem ise, protestocuları hepten baskı altına alıp onların cesaretlerini kırmak marifetiyle gösterileri yönlendirmeye çalışmaktı. Binlerce polis memurunun kullanımı, gösteri alanlarına ulaşmada yaşatılan zorluklar, barikatlarla kuşatılmış ve bin parçaya bölünmüş kalabalıklar, yürüyüş izinlerindeki sınırlamalar ve birçok tutuklama ile ufak çaptaki ihlallere yönelik uygulanan orantısız şiddet sayesinde bu yöntem büyük ölçüde başarıya ulaştı.

Bu ikinci yöntem, insan yığınlarını bastırmak üzere neredeyse sınırsız polis kuvvetine sahip New York’ta (sayıları 30 binin üzerinde) yaygın olarak uygulanıyor. Wall Street’in işgal gösterileri sırasında, megafon kullanımı, kaldırımlara tebeşirle yazılama yapılması, sokaklardaki (ve tabi ki Brooklyn Köprüsü’ndeki)  yürüyüşler, banka gişesi kuyruklarının yakınında durduğumuzda ya da parkların kapalı olduğu saatlerde gerçekleştirdiğimiz işgaller gibi ufak ihlallere konu olan barışçıl eylemlerde, hep aynı mide bulandırıcı aşırı tepkiyle yüzleştik.

Bunların muhaliflere tek etkisi, belirli oranda meşru olan kamu güvenliği işlevinin ihlal edildiği düşük ölçekli suçlamalar oldu. Burada unutulmaması gereken şey şu ki, bazı protesto gösterileri yasadışı olsa ve kargaşaya mahal verse de, bunların hepsi tutarlı biçimde şiddet içermeyen eylemler. Bu da kuşkusuz akıllara, gösterilere uygulanan bu sıkı ve masraflı denetimin insanların bütün yasal ereklerin üzerinde olan ifade özgürlüğüne haksız bir müdahale olup olmadığı sorusunu getiriyor.


Çeviri: Dora Göksal
Çeviri Editörü: Doğu Eroğlu

Bu makale de mevcuttur: İngilizce, İspanyolca, Yunanca, Portekizce, Brezilya

Yazar Hakkında:

. Follow him on Twitter / Facebook.